SİYASET DİLİNİN KÜLTÜREL VE HUKUKSAL FAKİRLİĞİ
Kamuoyu onu “siyasette haksızlıklara” ve “sosyal demokrat parti içi anti demokratik uygulamalara” karşı, eleştirel görüşleriyle tanıdı. Son olarak ta kendisini sosyal demokrat çizginin yaratılması mücadelesini bırakıp, iktidardaki siyasal İslamcı AKP’ye bakanlık sözü almış transferiyle tanıdı. Kendisi Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay. Sayın Günay’ın yaptığı son açıklama, Bakanın AKP’ye siyasal ve kültürel entegrasyonunu tam olarak sağladığını gösteriyor. Neydi bu açıklama; Günay, kendisine Alevi Çalıştayı üzerine sorulan bir soru üzerine, “Alevi örgütlerinin Hacıbektaş'ı verin teklifi saçmalık, saçmalamasınlar” demiş.


Demokratik düşünce ve talep hakkı saçmalık olamaz.
Sayın Günay’ın, Alevi örgütlerinin, başta Hace Bektaş Dergahı olmak üzere tüm Alevi-Bektaşi mekanlarının asli sahiplerine verilmesi, talebini “saçmalık” ve bu talebi dile getiren Alevi örgüt yöneticilerine ise “saçmalamasınlar” diyerek, medya üzerinden azarlaması, hem siyaset kültürü açısından, hem de farklı kimliklerin birlikte yaşama kültürüne hizmet eden, katkı koyan bir diyalog dili değildir. Sayın Günay çözümün değil, farklı ama bir ararda olma sürecini zedeleyen bir dil kullanmaktadır. Çünkü modern, çağdaş ve demokratik toplum inşasından yana olanların ihlal etmemesi gereken kurallardan biri, demokratik düşünce ve talep hakkına saygı duymaktır. Bu bir insan hakkıdır. İster bakan olsun, isterse cumhurbaşkanı olsun, vatandaştan, gelen talebin demokratik bir hak olduğunu kabul etmelidir. Alevi örgütlerinin “Hace Bektaş Dergahı sahiplerine verilsin” talebi, hükümet tarafından kabul edilip ya da edilmemesi ayrı bir müzakere/tartışma konusudur ama talebin kendisi “saçma” değildir.



Aleviler Hace Bektaş Dergahının Müşterisi Değil, Sahibi Olmak İstiyor.

Sayın Ertuğrul Günay, bu talebin demokratik bir talep olmasının ötesinde, 1925 yılında, “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına İlişkin Kanunla” kapatılan, yazılı belgelerinin ve eşyalarının devlet tarafından tahrip edildiğini hatırlamalıdır. 16.08.1964 yılında dergahın, devlet tarafından müze haline getirilmesiyle, dergah üzerinde tam anlamıyla bir işgal sağlanmıştır. Bu işgalin en somut örneği ise Hace Bektaş Dergahına 1834 yılında yapılan camiye ibadet etmek için girişlerin serbest ve ücretsiz olduğu bir süreçte, Alevi-Bektaşiler kendi ibadet merkezine, dergahına ancak bilet alarak girmek zorunda kalan müşteriler haline getirilmesidir. Hace Bektaş’taki, İbadet yeri ve dergahı işgal edildiği için, Alevilerin burada inançsal hayatını yaşama, cem ibadetini yapma hakkına sahip değildir. Bu ise eşitlik hukuku açısından sorgulanması gereken bir durumdur. Bu nedenle Alevilerin talebi bu haksız ve ayrımcılık içeren işgalini son bulması açısından doğrudur.

Fakat sayın Günay, kendisini haklı konuma olduğunu göstermek için başvurduğu, “O zaman Mevlana Müzesi’ni de Mevlevilere terk edelim; Sümela’yı da Hıristiyanlara, Noel Baba’yı da Ortodokslara terk edelim... Biz laik bir devletiz” gibi açıktan ötekileştirme ve ayrımcılık içeren ve resmi görüşe ait bir argümandır.
Dolaysıyla devleti temsil eden bu yaklaşımın, kendisini resmi görüşle beslediğini tekrar yaşamaktayız. Sayın Günay’ın, resmi din anlayışına yapılan kayırmacı ve korumacı yaklaşımı sorgulayarak emsal göstermediği ise manidar bir durumdur. “Ötekileştirilen” Alevilerin talebini, yine “ötekileştiren” Gayri Müslim’in eşitlik hak talebinin önünü kesmek için kullanıyor. Her nedense devlet dini haline getirilen resmi Sünnilik inancı için yapılan kayırmacı ve korumacı tavrı emsal göstermiyor.

Sayın Bakan başta Vakıflar Genel Müdürlüğü olmak üzere, devlet arşivlerine bakarsa, bir çok tarihi dergahların, camilerin, medreselerin, tekkelerin Sünni tarikatlara, cemaatlere, derneklere ve vakıflara yasal yolla nasıl devredildiğini görecektir. Bu mekanlar bugün sadece ibadet yeri olarak değil, aynı zamanda yüksek geliri olan, dükkanlara, oto garajlarına sahip olduğu için, ticari amaçla da kullanılıyor.
Ayrıca Alevilere, Gayri Müslimlere ve diğer farklı inanç gruplarına ait inanç mekanlarına, devlet tarafından el konulmuş, yasaklanmış ya da farklı amaçlar için kullanılmıştır. Farklı inançlara sahip kesimlerin kutsal mekanlarını, 21. yüzyılın dünyasında asli sahiplerine vermek yerine, devletin tekelinde tutma ısrarının anlamı demokratik değildir. Fakat aynı devlet, Sünni/Hanefi inancı konusunda bu kadar katı ve ısrarlı değildir. Örneğin Diyanetin resmi verilerine göre;
• 4.107 cami Türkiye Diyanet Vakfı’nın
• 7.076 cami derneklerin
• 3.379 cami şahısların özel
• 936 cami vakıfların
• 48.191 cami Köy tüzel kişiliklerine
• 14 cami Türk Silahlı Kuvvetlerine,
• 755 Cami Kamu İktisadi Teşebbüs’lerin
• 5.421 cami Belediyelerin
• 2.677 cami Hazine’nin
• 5.351 cami Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetinde iken ve sadece AKP iktidarı
döneminde 3.000 civarında yeni cami yapılarak ibadete açılırken, sayın Günay’ın, 1925 yılında, “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına İlişkin Kanunla” kapatılan, el konulan Alevi-Bektaşi dergahlarının, tekrar Alevi-Bektaşi toplumuna verilmesini talep etmek neden “saçmalık” olsun?


MADIMAK OTELİNİN BEDELİ VE DEVLETİ SOYDURMAMAK

Sayın Günay, “Saçmalık” suçlamasıyla sınırlı kalmamış, devamında Madımak Oteli’nin kamulaştırılması ya da satın alınması üzerine gelen soruya ise, Günay, “Ne devleti soydurmaya niyetim var, ne de kendimi enayi yerine koydurmayla. Mülk sahibi asıl olsa fiyat indirecek” diyerek, ipe un sermeyi ihmal etmemiş. Sadece ipe un sermek değil, aynı zamanda, devletin kendi ayıbıyla, suçuyla yüzleşmesini ucuza mal edecek, tüccar siyasetçi yaklaşımı itibariyle de, bu son açıklama sorunlu, çelişkili olduğu kadar da vahimdir.

Devleti soymak Türkiye’de gelenek haline gelmiş siyasi iktidarlarla doludur. AKP iktidarını bunun dışında tutmak, iktidarları boyunca yaşananlar ve kamuoyuna mal olmuş kimi yolsuzluklarda AKP’lilerin bulunması, hatta TBMM çatısı altında, dokunulmazlık zırhı ile korunan milletvekillerinin ve bakanların bulunduğunu biliyoruz.

2 Temmuz 1993 yılında 35 insan vahşice yakılmıştır. Devlet bu vahşeti seyretmiştir. Dönemin siyasi iktidarı ve devletin kendisi “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesini ihlal etmiştir. Madımak katliamının 16. yılında, devletin Kültür ve Turizm Bakanı olarak, devletin bu katliamdaki rolüyle yüzleşmek yerine ve bunun bedelini 35 canı ile ödeyenlerin acılarını paylaşmak yerine, özür dileyip, Madımak Otelinin bedeli ne olursa olsun, aydınlık ve barış için tarihsel yüzleşmek adına, madımak otelinin derhal utanç müzesine dönüştürülmesi gerekir. Devlet, bu katliamla yüzleşmek için Madımak Otelinin Müze olmasını talep eden Alevilere ve demokratik kamuoyuna saygı göstererek, onların saygısını kazanır.

Madımak otelinin kamulaştırılmasına verilecek “devede kulak” mali yük için, “devleti soydurmamak” derinliğindeki anlayışın, önce devleti içeriden soyanlarla yüzleşecek cesareti göstermesi gerekmektedir. Sayın Günay, Madımak Otelini devlet adına kamulaştırmak ya da satın almak için, sadece, ismi basın yoluyla kamuoyuna yansıyan, AKP’li Belediyelerin, AKP’li kimi vekillerin/bakanların “yolsuzluk” iddiasında sözü geçen miktarların yüzbinde birini engelleyerek, Madımak otelini satın alabilir.. Madımak Otelini satın alıp, müze haline getirmekle ne “devlet soyulmuş” olur, nede sayın bakan kendisini “enayi yerine koydurmuş” olur. Aksine devlet büyüklüğünü göstermiş, sayın Günay ise toplumsal barışa katkı koyan yeni bir siyaset kültürüne adımını atmış olur.

Söz konusu Madımak olunca, ipe un sermeyin, Madımak gerçeği karşısındaki hükümeti pozisyonunuz nedir? Ne kadar samimi davranıyorsunuz?

2 Temmuz’a sayılı günler kaldı…

Katliamının 16 yılında, “Madımak’ı unutmadık, unutturmayacağız” diyen milyonlar olarak hükümetten, mazeret değil, somut adım bekliyoruz…..

Turan Eser





Die Aktuellen Nachreichten können Sie auch unter www.alevi.com mitverfolgen